Sokaktaki tehlike: Başörtüsü
Nazlı Ilıcak - 11 Şubat 2006
Mantık dışı bir uygulamanın,
mantık dışı sonuçlar doğurmasını tabiî karşılamak gerekir. Üniversiteye
devam etmek isteyen başörtülü genç kızlara yasak koyan Anayasa
Mahkemesi, "çağdaşlık" ve "laiklik" gerekçesine dayanıyordu.
Mahkeme, bir yandan, anayasanın başlangıç bölümünde yer alan "Atatürk
ilke ve inkılâplarını" ve "medeniyetçiliğini" öne sürüyor, bir yandan
da başörtüsünün, türban takmayanlar üzerinde bir baskı aracı olarak
kullanılabileceğini, bunun da, laikliği zedeleyeceğini belirtiyordu. Bu
mantığı özetlemek gerekirse, başörtüsü, Atatürk ilke ve inkılâplarına,
Atatürk'ün öngördüğü muasır medeniyete ve laikliğe aykırıydı.
Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, Anayasa Mahkemesi'nin
görüşünü esas aldı ve Leylâ Şahin davasında "Nüfusun çoğunluğu Müslüman
olan Türkiye gibi bir ülkede, İslâmî başörtüsünün zorunlu bir dinî
görev olarak sunulması, başörtüsü takmayı kabul etmeyen herhangi bir
kimsenin, 'dine karşı çıkan veya din düşmanı' şeklinde görüleceği bir
ortam yaratacak, dindar olan Müslümanlarla, dindar olmayan Müslümanlar
ve inançsızlar arasında sırf kıyafetleri dolayısıyla ayırımcılığa yol
açabilecektir" dedi. Mahkeme ayrıca, Sözleşme'nin 9. maddesinin,
"kişinin dinini, inancını, bir dinî kuralı yerine getirme şeklinde dışa
vurmasını" teminat altına almakla birlikte, bütün eylemleri
korumadığını söyledi. AİHM'e göre, başörtüsü, kadın ile erkeğin
eşitliğine de aykırıydı.
Yalnız şunu da hemen kaydedelim ki, üniversitedeki başörtüsü yasağını
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulmayan Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, "başörtüsüne yasak konulsun" diye bir karar almadı. Maalesef
Türkiye'de karar "mahkeme yasak koydu" biçiminde takdim ediliyor.
Halbuki böyle bir yasak konulsaydı, AB üyesi bütün ülkeler buna uymak
zorunda kalırdı. AİHM, her ülkenin, kendi şartlarına göre,
"başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve düzenin muhafazası"
gibi meşru bir amaç güderek, farklı uygulama yapabileceğini kabul etti.
***
Başörtüsü yasağı laiklik ilkesine dayandırılıyorsa, hemen soralım:
Laiklik nedir? Devlet ile din işlerinin birbirine karıştırılmaması,
devletin, inançlara karşı eşit mesafede durması laiklik ise, okumak
isteyen başörtülü kızları üniversite dışına atmak tam da laiklik
karşıtı bir tavır değil mi?
Öte yandan, eğer başörtüsü üniversite içinde laikliği tehlike
düşürüyorsa, sokakta da düşürür!!! Dolayısıyla, yasağın Tunus'ta olduğu
gibi, sokağa sirayet etmesi beklenen bir sonuçtu.
Nitekim, işte Danıştay 2. Dairesi, başörtülü öğretmenin Gölbaşı
Garnizonu Bayrak Anaokulu Müdürü yapılmamasını haklı gördü. Çünkü,
Aytaç öğretmen, okula girerken başını açıyor, çıkarken başını bağlıyor
ve bu fiili, Danıştay'a göre, kendisini gören küçük çocuklar üzerinde
olumsuz etki yaratıyordu. Bir başka ifadeyle Aytaç öğretmen çocuklara
"iyi örnek" olmuyordu.
Meseleyi başta hatalı bir şekilde ortaya koyunca, sonuçlarına da
katlanmak gerekiyor. Başörtüsünü laiklik açısından tehlikeli
görenlerin, bu gerekçeyle başörtülü kızları üniversitelerden
dışlayanların, Türkiye'yi giderek özgürlüklerin kısıldığı bir ülke
haline getirmeleri beklenirdi.
Bence Danıştay, kendisinden bekleneni yapmıştır. Başörtülü kadınları
"sakıncalı" ilân etmiştir.