"Rida" başlığı altında, örtünün aşamalı
olarak; ilkin açık olanı kapattığını, ardından da kapalı olanı takdim
ettiğini söyler Muhyiddin Arabi. Çelişki gibi gelir bu iş insana; açığı
örten, örttükten sonra da açığa çıkaran bir simya gibidir örtü’lemek işi.
Cenabı Hakk’ın
99 güzel ismi içinden benim kendime en çok tuttuğum ve talep ettiğim
isimlerinden biridir: Settar. Örten, gizleyen,
kollayan, sırlayan, sırra yatıran. Bu ismi düşünürken büyük bir Rahmet
Battaniyesi düşlerim içimden. Sanki göklerden üzerime düşecek ve bütün
ayıplarımı, kusurlarımı, küçük ve çapsız işlerimi, günahlarımı
örtüverecek bir Rahmet Yaygısı umut ederim. Sırrımı, içimdeki
med-cezirleri, yapıldığım toprağın huyunu, suyunu, rengini bilen bir
Örtü ile kapanmak, kapanacağımı ve örtüleceğimi düşünmek, yeryüzündeki
beni yatıştırır… Settar’a sığınmadan önce, her seferinde, büyük bir
ortaya çıkmışlık, ortada kalmışlık, elbisesizlik ve pişmanlık, kaçacak
delik aramaca hallerinde bulurum kendimi. Dünyanın bütün çocukları
evlerine, bütün çiftçileri köylerine, bütün fareleri deliklerine
kaçmıştır da, bir ben kalakalmışımdır günahlarıyla ortada bir başına…
İşte böyle vakitlerde canım yanarak talep ederim Örtü’yü. Ya
Settar, ne olur beni de ört, kuşat, kolla,
mukayyet ol ne olur…
Meş’um bir kelime: KAFİR.
O da örtücüdür: Hakikati örten demek! Aynı derecede feci bir trajedi;
çünkü büyük bir imkansızlık var bu işde, hakikat nasıl örtülebilir ki?
Onu solduracak, onu imha edecek güç kimin elinde? Öyleyse nedir
yaşadıklarımız? Hakikat imha edilemeyeceğine göre, nefsimizde oturup
duran o despot kafir ne yapabilir? En fazla, yasaklayabilir, üstünü
örtmeye, ötelemeye çalışır, ama asla yok edemez! Demek ki küfür,
kendini asla tamamlayamayacak bir ümitsizliğe, daha en başından
mahkumdur. Dünya, dönmeye devam edecektir, yargıçlar dünya
dönmüyor dese hatta, dönüyor diyenleri idamla yargılasa dahi, hakikat
kendi gerçekliğini devam ettirecektir… Hiçbir ört bas edici Allah’ı ve
ayetlerini yok edemez...
Mü’min kadınların giyindiği "Başörtüsü"nü hiçbir zaman
bir bez parçasından ibaret olarak görmedim. Siz de görmeyiniz. Kadına,
Rahmet Örtüsü’nün ve Settar isminin pırıltılı bir işareti olarak
"örtünme"yi hediye eden Rabbimize binlerce kere teşekkür ederiz. Bizim
bu küçük, arızalı ve eksik hallerimize rağmen, kulluk sırrının imzasını
taşımayı bize yazmış Yaradan. Yani dışarıdan baktığında bir bez parçası
gibi görürsen, esası görememiş, fark edememiş olursun. Ah, gözlerimiz,
bizim küçük ve kısa gözlerimiz… Allah kulluğu dağlara taşlara vermiş de
paramparça olmuşlar kulluğun ağır yükünden. Başımızda
taşıdığımız örtülerimiz, Ahzap ve Nur surelerinden ilham almıştır,
biz layık olmasak da bu böyledir, vesselam…
"Settar" Allah Teala’nın "rahmetinin
gazabını aştığı" müjdesi gibidir. Settar, Cenabı Hakk’ın, Rahman
olan vechesidir. O, hepimizi sarıp sarmalayan, merhametle örtüp
kuşatandır. Tesettür de kelime olarak buradan içer suyunu…
Kadın; merhametiyle, sırdaşlığıyla, örtüsüyle yapıcı bir aktördür.
Tutar, kuşatır, çekip çevirir, yatıştırır, kollar gözetir…
Giysisizlik; ölümü, soğuğu, mezarlıkları, krematoryumları, gaz
odalarını, teneşir tahtalarını, esir kamplarını, otopsileri anımsatan
zorlu bir deneyimdir. Bu yüzden ilk doğum anımızda bizi derhal bir beze
sarar ebelerimiz, gusul tahtamızdaki ölü yıkayıcımız da ele güne karşı
asla çıplak vermez bizi, kefenler sarmalar ruhsuz kalmış cesetlerimizi…
Gönlümüz razı kalmaz açlığa açıklığa, urbasız olana acırız, aç açık
gezenlerin çok olduğu mahallelere felaketler isabet edeceğini sanırız,
yetimi yoksulu bu yüzden kollarız: Settar’ın ismine özeniriz! Settar
ismini istikamet tutarız…
Örtü, yükseklerden bir emir ve yüksek bir eylemdir! Allah’tan kuluna
mahsus bir hediye, Mü’mine mahsus bir ahlaktır!
Onu yasaklayabilirler, onu mahkum
edebilirler ama örtüyü imha edemezler, yok edemezler. Allah’ın Nur’u
asla sönmez ve isimleri asla tükenmez.