Ya örtünmeyi de inkâr
etseydi?
Mustafa Kaplan
Vakit Gazetesi, 03/11/2006
Rahmetli
Mehmet Aydın, Suluova’da babam kadar sevdiğim çok değerli bir
ağabeyimdi. Bir başka Mehmet Aydın da İstanbul Edebiyat Fakültesinden
arkadaşımdı, şimdi yine o konuda kariyerine devâm ediyor. Bir diğer
Mehmet Aydın ise politika kulvarında uzun zamândır herkes tarafından
tanınıyor.
Ba'zıları, bu politikacı Aydın
için, eşinin başının açık olmasından başka özelliği olmadığı
dedikodusunu üretmiş; o da kendisini Sabah gazetesinde savunmuş. Bayan
gazeteci, “Kur’ân’da türban var mıdır?” diye sormuş;
Diyânetten mes’ûl sayın Bakan da, “Adına ister türban, ister başörtüsü
deyin, ama çarşaf demeyin, Kur’ân'da örtünme vardır. Ama Diyanet İşleri
Başkanının söylediklerine katılıyorum. Örtünmeyi Müslümanlığın bir ön
şartıymış gibi düşünmeyin, görmeyin. Çünkü, imanın da İslâm'ın da
şartları bellidir” demiş (Sabah, 02.10.06).
Cümleyi okuyunca önce
rahatladım. Zîrâ, sayın Aydın, Kur’ân’da “örtünme” emri
olduğunu inkâr etmemiş. Onu da kabûl etmese ne yapacaktık? Sâdece “çarşaf” kelimesine karşı çıkmış.
Biliyorsunuz, Müslüman hanımların evlerinden çıkacakları zamân
giymeleri emredilen “dış örtüsü”nün Kur’ân’da geçen
ismi “cilbâb” kelimesi ile ifâde buyurulmuş (Ahzâb
Sûresi, 59). Bilgimi tâzelemek için lügate baktım, bu kelimenin
karşılığı olarak aynen şöyle yazıyor:
“Kadın ferâcesi. Çarşaf.” (İslâmî, İlmî, Edebî, Felsefî
Yeni Lügat, s.86)
Bir bakan bu ma’nâyı inkâr
etti diye gerçek değişmeyeceğine göre, biraz daha rahatladım. Merhûm
Bedîüzzamân Hazretleri de altı bin sayfalık tefsîr yazdığı hâlde,
sâdece bu “çarşaf” maddesi için, üç yüz elli bin
tefsîrin dediğini tekrârlayarak, “Kadının bir kal’ası ve
siperi çarşafıdır” dediğinden dolayı 11 ay hapse mahkûm edilmişti.
Bakan Aydın uyanık davranmış, hiç o taraklara bez koymamış!
<>“Kur’ân’da
örtünme vardır” dediği hâlde kendi eşlerinin başı açık olmasını da
sayın Aydın’ın engin hoşgörüsüne verip geçiyoruz. Fakat, bayan
gazetecinin, “Peki, bir Müslüman olarak başım açık
geziyorsam günâh mı işliyorum?” sorusuna; “Günâhı da, sevâbı da
Yaratıcı'nın takdîrine bırakmak lâzım. Hiç kimsenin o konuda bir şey
söyleme hakkı yoktur” cevâbını vermiş olmasına iyi bakmak lâzım.
><>Böyle Aydın dîn bilginlerini Allah
sosyetemizden eksik etmesin! Kıymetli eşleri de dâhil, dînin tesettür
emrine uymayanları ne güzel kurtarıvermiş! Sonra, “günâh-sevâb”
mes’elesinde hüküm beyân etmeyi, Peygamberin elinden alma başarısını
bile göstermiş! Hele Allah’tan ki, “örtünme” emrini
bütün bütün de reddetmemiş! Onu da yapsa ne lâzım gelirdi? Haberi veren
sitede okuyucular ise fikir hürriyyetinden bilistifâde şu yorumları
yapmışlar:
>“Sizin görüşünüze göre, namaz
kılmamak günâh mı değil mi, Allah bilir! Zinâ yapmak, içki içmek günâh
mı, Allah bilir! Haram yemek günâh mı, Allah bilir! Çok güzel! O zamân,
Allah'ın kitâbı ve Peygamberi nelerden bahsetti? Bizlere masal mı
anlattılar?” (Hüsamettin Gönüllü, Haber 7, 02.10.06)
“Âlim ilmi ile yaşamazsa vereceği
fetvâlar inandırıcı olmaz, Müslüman da o fetvâya itibar etmez. Bilen ve
yaşayana bakmak gerek. Örtüye evet çarşaf olmaz diyor! Türkiye’de
demokrasi var! Fetvâ verebilenlerin eşi kızı baş açıksa, isteyen
istediği gibi giyiniyorsa; bırakın birileri de çarşaf giysin! Neden
çarşaf giyenleri sindiremiyoruz içimize?...” (Mürüvvet Acar)
< style="font-family: arial narrow;">
>
<>“Kel başa şimşir tarak! He he!
Sayın bakanın eşinin başı açık, nasıl desin ki, ‘Başörtüsü
veya türban şarttır ve takmayanlar günah işliyor’? E, o zaman adama
derler: ‘Sen kendi eşine bak önce!’ Allah'ım, sen
aklımıza ve îmânımıza sahip çık, yoksa bu şekil ‘tarak
seven keller’ yüzünden sapıtma tehlikemiz var! Âmîn!” (Davudi
Divane)>
<>>
< style="font-family: arial narrow;"> >
Artık
konuşmanın hiçbir faydası olmadığına inandığım için, ben bir şey
demiyorum. Olanları sizlere aktarıyorum ki, bilgisiz kalmayasınız.
Müslüman dindarlardan müteşekkil bir siyâsî irâdenin “dîn
işlerine bakan” bakanı böyle konuşunca, bana ne düşecek ki? Ağzı
olan konuşuyor işte.